► Son Güncelleme: 15 Ekim 2026 | Yazar: Aritmi Sağlık Grubu
LADA diyabet, erişkin yaşta başlayan ve bağışıklık sisteminin pankreastaki insülin üreten beta hücrelerine karşı geliştirdiği otoimmün süreç sonucunda ortaya çıkan bir diyabet türüdür. İngilizce “Latent Autoimmune Diabetes in Adults” ifadesinin baş harflerinden oluşan LADA, Türkçede “erişkinlerde latent otoimmün diyabet” olarak ifade edilebilir.
Hastalığın bazı özellikleri Tip 1 diyabete, bazı özellikleri ise Tip 2 diyabete benzediği için Tip 1.5 diyabet adıyla da anılır. Ancak “Tip 1.5” resmi ve ayrı bir diyabet sınıflandırmasından çok, hastalığın iki yaygın diyabet tipi arasındaki klinik özelliklerini anlatmak için kullanılan bir ifadedir. Mayo Clinic de birçok araştırmacının LADA'yı erişkinlik döneminde daha yavaş ilerleyen bir Tip 1 diyabet biçimi olarak değerlendirdiğini belirtmektedir.
LADA'nın doğru tanınması önemlidir. Hastalık erişkinlikte başladığı, belirtiler yavaş gelişebildiği ve pankreas başlangıçta hâlâ belirli miktarda insülin üretebildiği için kişiye ilk aşamada Tip 2 diyabet tanısı konulabilir. Zaman içerisinde insülin üretiminin azalmasıyla kan şekeri kontrolü zorlaşabilir ve tedavi yaklaşımının yeniden değerlendirilmesi gerekebilir.

LADA, temel mekanizması açısından otoimmün bir diyabettir. Bağışıklık sistemi yanlışlıkla pankreastaki beta hücrelerini hedef alır. Beta hücreleri vücudun kan şekerini düzenlemek için ihtiyaç duyduğu insülini üretir. Bu hücrelerin işlevi zamanla azaldıkça pankreasın insülin üretme kapasitesi de giderek düşer.
Tip 1 diyabette de benzer bir otoimmün süreç söz konusudur. LADA'daki temel farklılıklardan biri, beta hücre kaybının çoğu kişide daha yavaş ilerlemesidir. Bu nedenle tanı sırasında vücudun hâlâ önemli miktarda insülin üretiyor olması mümkündür.
Bu durum LADA'nın ilk dönemlerde Tip 2 diyabete benzemesine neden olabilir. Kişi başlangıçta yaşam tarzı düzenlemelerine veya bazı ağızdan kullanılan kan şekeri düşürücü ilaçlara yanıt verebilir. Ancak otoimmün süreç devam ettikçe pankreasın insülin üretme kapasitesi azalabilir.
“Tip 1.5 diyabet” ifadesinin kullanılmasının nedeni LADA'nın hem Tip 1 hem de Tip 2 diyabet ile ortak özellikler göstermesidir.
Tip 1 diyabete benzer biçimde LADA'nın temelinde bağışıklık sisteminin beta hücrelerine saldırdığı otoimmün bir mekanizma bulunur. Tip 2 diyabete benzer yönü ise hastalığın erişkinlik döneminde ortaya çıkması, daha yavaş ilerlemesi ve başlangıçta insülin tedavisine hemen ihtiyaç duyulmamasıdır.
Bu nedenle LADA'yı basitçe Tip 1 ile Tip 2 diyabetin “ortası” olarak değerlendirmek doğru değildir. Temel hastalık mekanizması otoimmündür ve bu yönüyle Tip 1 diyabete daha yakındır.
LADA diyabet belirtileri diğer diyabet türlerindeki yüksek kan şekeri belirtilerine benzeyebilir. Fark, belirtilerin çoğu kişide daha yavaş gelişebilmesidir.
Sık görülebilen yakınmalar arasında;
Cleveland Clinic ayrıca bazı kişilerde kuru ve kaşıntılı cilt görülebileceğini belirtmektedir.
Hastalığın erken döneminde pankreas hâlâ insülin salgılayabildiği için belirtiler hafif olabilir. İnsülin üretimi azaldıkça kan şekerini kontrol etmek zorlaşabilir ve şikâyetler daha belirgin hale gelebilir.
Bu nedenle diyabet tanısı bulunan bir kişinin kan şekeri değerleri daha önce işe yarayan tedaviye rağmen giderek yükseliyorsa, diyabet tipinin yeniden değerlendirilmesi gerekebilir.
LADA'nın temelinde bağışıklık sisteminin insülin üreten pankreas beta hücrelerini yabancı bir yapı gibi algılaması ve bu hücrelere karşı antikor geliştirmesi vardır. Bu nedenle LADA'nın temel nedeni yalnızca beslenme biçimi, kilo veya hareketsiz yaşam değildir.
Bununla birlikte LADA'lı bir kişide fazla kilo, obezite veya insülin direnci de bulunabilir. Bu özelliklerin varlığı LADA olasılığını tek başına ortadan kaldırmaz.
Asıl ayırıcı nokta, Tip 2 diyabette temel sorunlardan biri olan insülin direncinin aksine LADA'da otoimmün beta hücre hasarının hastalığın merkezinde bulunmasıdır.

LADA'nın tanısındaki en önemli güçlüklerden biri, başlangıçtaki klinik görünümünün Tip 2 diyabete çok benzeyebilmesidir.
Kişi erişkin yaşta diyabet tanısı alabilir, pankreası hâlâ insülin üretebilir ve başlangıçta insülin enjeksiyonuna ihtiyaç duymayabilir. Bu nedenle ilk değerlendirmede Tip 2 diyabet düşünülmesi mümkündür. Uluslararası Diyabet Federasyonu, LADA'nın bu nedenle yeterince tanınmayabildiğini ve Tip 2 diyabet olarak yanlış sınıflandırılabildiğini belirtmektedir.
Özellikle Tip 2 diyabet tanısına rağmen kan şekeri kontrolünün beklenenden hızlı bozulması, kullanılan tedavilere yanıtın giderek azalması veya insülin ihtiyacının beklenenden erken ortaya çıkması LADA olasılığını gündeme getirebilir.
Normal veya düşük vücut ağırlığında olup Tip 2 diyabet tanısı alan kişilerde de klinik tabloya göre otoimmün diyabet açısından ek değerlendirme düşünülebilir.

LADA tanısı yalnızca açlık kan şekeri veya HbA1c değerine bakılarak konulamaz. Bu testler diyabetin varlığını değerlendirmeye yardımcı olur ancak diyabetin otoimmün kökenli olup olmadığını tek başına göstermez.
LADA şüphesinde en önemli incelemelerden biri diyabetle ilişkili otoantikor testleridir. Uluslararası Diyabet Federasyonu, LADA'lı kişilerin çoğunda en az bir diyabet otoantikorunun pozitif olduğunu ve özellikle GAD antikorunun (GADA) değerlendirmede önemli olduğunu belirtmektedir.
Bir diğer önemli inceleme C-peptid testidir. C-peptid, pankreasın kendi insülinini ne kadar üretebildiği hakkında bilgi sağlar. LADA'nın erken döneminde belirli miktarda C-peptid saptanabilir ancak beta hücre fonksiyonu azaldıkça değerler düşebilir.
Bu nedenle tanısal değerlendirmede kan şekeri ve HbA1c sonuçlarının yanında kişinin klinik özellikleri, otoantikorları ve kalan insülin üretim kapasitesi birlikte değerlendirilir.
Uluslararası Diyabet Federasyonu'nun karşılaştırmasına göre LADA'nın Tip 1 ve Tip 2 diyabetten ayrıldığı temel noktalar otoimmün mekanizma, hastalığın ilerleme hızı, otoantikor varlığı ve insülin gereksiniminin ortaya çıkış zamanıdır.
Tabloyu sağa kaydırarak diğer sütunları inceleyebilirsiniz. →
| Özellik | LADA (Tip 1.5 Diyabet) | Tip 1 Diyabet | Tip 2 Diyabet |
|---|---|---|---|
| Temel neden | Otoimmün beta hücre hasarı | Otoimmün beta hücre hasarı | Temelde insülin direnci ve ilerleyen beta hücre işlev kaybı |
| Başlangıç biçimi | Genellikle yavaş | Genellikle daha hızlı | Genellikle yavaş |
| Diyabet otoantikorları | Genellikle pozitif | Genellikle pozitif | Genellikle negatif |
| Tanı sırasında insülin | Her zaman hemen gerekmeyebilir | Genellikle gereklidir | Her zaman gerekli değildir |
| İnsülin ihtiyacının seyri | İnsülin üretimi azaldıkça çoğu kişide gereksinim gelişir | Başlangıçtan itibaren gereklidir | Hastalığın seyrine göre gerekebilir |
| Başlangıçtaki klinik görünüm | Tip 2 diyabete benzeyebilir | Genellikle Tip 1 özellikleri belirgindir | Tip 2 özellikleri gösterir |
LADA tedavisinin temel amacı kan şekerini uygun aralıkta tutmak, diyabete bağlı komplikasyon riskini azaltmak ve kişinin kalan beta hücre fonksiyonunu dikkate alan bireysel bir tedavi planı oluşturmaktır.
LADA'nın seyri kişiden kişiye değişebildiği için herkese uygulanan tek bir tedavi protokolü bulunmamaktadır. Uluslararası uzman paneli, tedavi kararlarında özellikle C-peptid düzeyinin, yani kalan beta hücre fonksiyonunun önemli olduğunu vurgulamaktadır.
Hastalığın erken dönemlerinde bazı kişilerde ağızdan kullanılan diyabet ilaçlarıyla kan şekeri kontrolü sağlanabilir. Ancak otoimmün beta hücre kaybı devam ettiği için birçok kişide zaman içerisinde insülin tedavisine ihtiyaç ortaya çıkar.
İnsülinin hangi aşamada başlanması gerektiği ise herkeste aynı değildir. Cleveland Clinic, LADA'da insülinin ne kadar erken başlanması gerektiği konusunda tek bir görüş bulunmadığını belirtmektedir. Büyük ve uzun süreli randomize çalışmaların sınırlı olması nedeniyle tedavinin hastanın klinik durumuna göre planlanması gerekir.
Uluslararası uzman görüşünde sülfonilüre grubu ilaçların LADA tedavisinde önerilmediği, bu ilaçların beta hücre fonksiyonundaki bozulmayı hızlandırma ihtimalinin dışlanamadığı belirtilmektedir. Diğer diyabet ilaçlarının kullanımı ise kişinin insülin üretimi, metabolik özellikleri ve eşlik eden hastalıklarına göre hekim tarafından değerlendirilmelidir.

LADA otoimmün kökenli olduğu için sağlıklı beslenmek veya egzersiz yapmak hastalığa neden olan bağışıklık sürecini ortadan kaldırmaz. Bununla birlikte beslenme düzeni ve fiziksel aktivite, kan şekeri kontrolünün ve genel metabolik sağlığın önemli parçalarıdır.
Düzenli fiziksel aktivite insülin duyarlılığını destekleyebilir. Dengeli beslenme, kan şekeri dalgalanmalarının yönetilmesine ve sağlıklı vücut ağırlığının korunmasına yardımcı olabilir.
Beslenme planının kişinin kullandığı ilaçlar veya insülin tedavisiyle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Özellikle insülin kullanan kişilerde öğün içeriği ve karbonhidrat miktarı tedavi planıyla uyumlu olmalıdır.
LADA ilerleyici bir hastalık olduğundan bugün yeterli olan tedavi aylar veya yıllar içerisinde yetersiz hale gelebilir. Bunun temel nedeni pankreasın insülin üretme kapasitesinin zamanla azalabilmesidir.
Düzenli glukoz takibi ve HbA1c değerlendirmeleri, tedavinin halen yeterli olup olmadığını anlamaya yardımcı olur. Beklenmedik kan şekeri yükselmeleri durumunda yalnızca yaşam tarzına odaklanmak yerine beta hücre fonksiyonundaki değişimin de değerlendirilmesi gerekebilir. IDF, LADA yönetiminde düzenli glukoz takibi ve kişiye özel bakım planını temel unsurlar arasında göstermektedir.
Uzun süre yüksek seyreden kan şekeri, diğer diyabet türlerinde olduğu gibi LADA'da da damarları ve çeşitli organları etkileyebilir. Yetersiz glisemik kontrol zaman içerisinde göz, böbrek, sinir sistemi ve kalp-damar sağlığıyla ilişkili komplikasyon riskini artırabilir.
Bu nedenle doğru diyabet tipinin belirlenmesi yalnızca hastalığa doğru isim verilmesi açısından değil, uygun tedavinin zamanında planlanması açısından da önem taşır. Özellikle Tip 2 diyabet tedavisiyle beklenen yanıtın alınamadığı durumlarda tanının yeniden değerlendirilmesi gecikmiş tedavinin önüne geçebilir.
Günümüzde LADA'ya neden olan otoimmün süreci başlamadan kesin biçimde engelleyebilen kanıtlanmış bir yöntem bulunmamaktadır. Uluslararası Diyabet Federasyonu, mevcut bilgilerle LADA'nın önlenemediğini belirtmektedir.
Bu nedenle temel yaklaşım hastalığın erken fark edilmesi, doğru sınıflandırılması ve kişinin mevcut insülin üretimine uygun tedavi planının oluşturulmasıdır.

Özellikle Tip 2 diyabet tanısı konulduktan sonra beklenen tedavi yanıtının alınamaması dikkat çekicidir. Kan şekeri değerlerinin kısa sürede kontrolünün zorlaşması, ağızdan kullanılan ilaçların etkisinin beklenenden erken azalması veya kişinin klinik özelliklerinin klasik Tip 2 diyabet tablosuna uymaması durumunda LADA açısından değerlendirme düşünülebilir.
Bununla birlikte yalnızca belirtilere veya vücut ağırlığına bakarak LADA tanısı koymak mümkün değildir. Tanının doğrulanması için otoantikor ve gerektiğinde C-peptid değerlendirmesi önem taşır.
LADA, pankreastaki insülin üreten hücreleri etkileyen kronik otoimmün bir diyabet türüdür. Günümüzde hastalığı tamamen ortadan kaldıran bir tedavi bulunmamaktadır. Ancak uygun tedavi ve düzenli takip ile kan şekeri kontrol edilebilir ve diyabete bağlı komplikasyon riski azaltılabilir.
LADA genellikle 30 yaşından sonra ortaya çıkar ve tanı sıklıkla 30-50 yaş arasında konulur. Bununla birlikte hastalığın başlangıç yaşı kişiden kişiye değişebilir. Yaş tek başına LADA tanısı koymak için yeterli değildir.
LADA'nın gelişiminde genetik yatkınlık rol oynayabilir. Ancak MODY diyabetten farklı olarak genellikle tek bir gen üzerinden doğrudan aktarılan kalıtsal bir hastalık değildir. Ailede otoimmün hastalık veya diyabet öyküsü bulunması risk değerlendirmesinde dikkate alınabilir.
LADA tanısı bulunan kişilerde gebelik öncesinde ve gebelik süresince kan şekeri kontrolü önemlidir. İnsülin ihtiyacı ve glukoz hedefleri bireysel olarak değerlendirilir. Takip, diyabet konusunda deneyimli hekim ve kadın hastalıkları ve doğum ekibiyle birlikte planlanmalıdır.
Evet. Pankreasın insülin üretimi ileri derecede azaldığında diyabetik ketoasidoz gelişebilir. Bulantı, kusma, karın ağrısı, hızlı veya derin solunum ve bilinç değişikliği gibi belirtiler acil tıbbi değerlendirme gerektirir.
Hayır. LADA, bağışıklık sisteminin pankreastaki insülin üreten hücreleri hedef aldığı otoimmün bir diyabet türüdür. MODY ise genellikle tek bir gendeki değişiklikten kaynaklanan monogenik diyabet grubudur. Bu nedenle tanı yöntemleri ve tedavi yaklaşımları farklılık gösterebilir.
Evet. Sürekli glikoz ölçüm sistemleri uygun hastalarda gün içerisindeki kan şekeri değişimlerinin izlenmesine yardımcı olabilir. Kullanım gereksinimi, özellikle insülin tedavisi ve kan şekeri takip hedefleri dikkate alınarak hekim tarafından değerlendirilmelidir.
LADA veya diğer adıyla Tip 1.5 diyabet, erişkinlik döneminde başlayan ve pankreastaki insülin üreten beta hücrelerinin otoimmün süreçle zaman içinde zarar görmesi sonucunda gelişen bir diyabet türüdür. Başlangıçta pankreasın insülin üretmeye devam etmesi ve hastalığın yavaş ilerlemesi, LADA'nın Tip 2 diyabetle karıştırılmasına neden olabilir.
Tip 2 diyabet tanısı konulmasına rağmen kan şekeri kontrolünün beklenenden hızlı bozulması veya tedavinin kısa sürede yetersiz hale gelmesi durumunda diyabet tipinin yeniden değerlendirilmesi gerekebilir. Otoantikor testleri ve C-peptid ölçümü, LADA'nın diğer diyabet türlerinden ayrılmasına yardımcı olur.
Tedavi ise hastanın kalan insülin üretimi, kan şekeri düzeyleri ve klinik özellikleri dikkate alınarak bireyselleştirilmelidir. Kullanılan diyabet ilaçları veya insülin tedavisi hekim değerlendirmesi olmadan değiştirilmemelidir. Siz de diyabet hastalığından şüpheleniyorsanız herhangi bir dahiliye (iç hastalıkları polikliniğinden) randevu alabilirsiniz.
International Diabetes Federation (IDF). Latent Autoimmune Diabetes in Adults (LADA)
Cleveland Clinic. Latent Autoimmune Diabetes in Adults (LADA)
Mayo Clinic. Latent Autoimmune Diabetes in Adults (LADA): What Is It?
Buzzetti R. ve ark. (2020). Management of Latent Autoimmune Diabetes in Adults: A Consensus Statement From an International Expert Panel. Diabetes.
Abbott FreeStyle Libre. LADA Diyabet
Uzm. Dr.
Dahiliye (İç Hastalıkları)