Cilt (deri) kanseri, dünya genelinde en sık görülen kanser türlerinden biridir. Erken dönemde fark edildiğinde tedavi başarısı oldukça yüksek olmasına rağmen, belirtilerin göz ardı edilmesi hastalığın ilerlemesine ve özellikle melanom gibi agresif türlerde yaşamı tehdit eden sonuçlara neden olabilir. Günümüzde artan güneş maruziyeti, solaryum kullanımı ve yaşlanan nüfus nedeniyle cilt (deri) kanseri görülme sıklığı giderek artmaktadır.
Ciltte oluşan yeni benler, mevcut benlerde şekil veya renk değişiklikleri, uzun süre iyileşmeyen yaralar ve nedeni açıklanamayan cilt lezyonları mutlaka dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Düzenli cilt kontrolleri ve güneşten korunma alışkanlıkları, hastalığın erken tanınmasında büyük önem taşır.

Cilt (deri) kanseri, cildi oluşturan hücrelerin DNA yapısında meydana gelen hasar sonucunda bu hücrelerin kontrolden çıkarak anormal şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu süreç genellikle cildin en dış tabakası olan epidermiste başlar. Hücrelerdeki genetik hasar onarılamadığında, hücreler normalde olması gerekenden çok daha hızlı bölünmeye başlar ve zamanla bir araya gelerek tümör adı verilen kitleleri oluşturur.
Bu hastalığın en sık görülen nedeni, güneşten veya solaryum cihazlarından gelen ultraviyole (UV) ışınlarıdır. UV ışınları cilt hücrelerinin DNA'sına doğrudan zarar verir; vücudun onarım mekanizmaları bu hasarın tamamını telafi edemediğinde hücreler kontrolsüz bir çoğalma sürecine girer.
Cilt (deri) kanseri, vücudun güneşe en çok maruz kalan bölgelerinde (yüz, boyun, kulaklar, eller, kollar) daha sık görülse de, güneş görmeyen alanlarda, hatta avuç içi ve ayak tabanı gibi bölgelerde de ortaya çıkabilir. Bu nedenle cilt kontrolü yaparken vücudun tüm yüzeyinin gözden geçirilmesi önemlidir.
Toplumda yaygın bir yanlış kanı, cilt kanserinin yalnızca ileri yaşta veya yalnızca açık tenli bireylerde görüldüğü yönündedir. Oysa her yaş grubunda ve her cilt tonunda görülebilir; koyu tenli bireylerde ise genellikle avuç içi, ayak tabanı ve tırnak altı gibi güneş görmeyen bölgelerde ortaya çıkabildiği için tanı süreci gecikebilir. Bu nedenle cilt tipinden bağımsız olarak, herkesin kendi cildindeki değişimleri düzenli olarak takip etmesi önerilir.
Cilt (deri) kanseri, kaynaklandığı hücre tipine göre farklı türlere ayrılır ve her türün seyri, tedaviye yanıtı ve yayılma riski birbirinden farklıdır. En sık görülen üç tür bazal hücreli karsinom, skuamöz hücreli karsinom ve melanomdur.
Bazal hücreli karsinom (BCC): Cilt kanserleri arasında en sık rastlanan türdür. Genellikle inci gibi parlak, ten renginde veya hafif pembemsi kabarıklıklar şeklinde ortaya çıkar. Yavaş ilerler ve nadiren başka organlara yayılır, ancak tedavi edilmezse bulunduğu bölgedeki dokulara zarar verebilir.
Skuamöz hücreli karsinom (SCC): İkinci en sık görülen türdür ve genellikle güneşe yoğun maruz kalan yüz, kulak ve el gibi bölgelerde gelişir. Kırmızı, sert, pullu veya kabuklanan lezyonlar şeklinde kendini gösterir. BCC'ye kıyasla daha hızlı büyüyebilir ve tedavi edilmezse çevre dokulara, hatta lenf bezlerine yayılabilir.
Melanom: Cilt (deri) kanseri türleri arasında en agresif ve en tehlikeli olanıdır. Melanosit adı verilen pigment üreten hücrelerden kaynaklanır; var olan bir benin yapısında değişiklikle ya da tamamen yeni bir lekeyle ortaya çıkabilir. Erken evrede yakalandığında tedavi başarısı oldukça yüksekken, geç fark edildiğinde hızla vücudun diğer bölgelerine yayılabilir.
Bunların dışında merkel hücreli karsinom, kaposi sarkomu, yağ bezi (sebase) karsinomu ve kutanöz T hücreli lenfoma gibi daha nadir görülen cilt kanseri türleri de bulunur. Merkel hücreli karsinom özellikle baş, boyun ve yüz bölgesinde, ağrısız ve hızlı büyüyen kırmızı-mor renkli nodüller şeklinde ortaya çıkar ve nadir olmasına karşın oldukça agresif seyredebilir.
Kaposi sarkomu ise daha çok bağışıklık sistemi zayıflamış bireylerde, örneğin HIV/AIDS hastalarında veya organ nakli sonrası bağışıklık baskılayıcı ilaç kullananlarda görülür ve ciltte mor-kırmızı lekeler şeklinde kendini belli eder. Bu türler daha az sıklıkta karşımıza çıksa da, bazıları oldukça agresif seyredebildiği için şüpheli bir cilt değişikliğinde mutlaka uzman değerlendirmesi gerekir.
Aşağıdaki tablo, en sık görülen cilt kanseri türlerinin temel özelliklerini, yayılma risklerini ve klinik farklılıklarını karşılaştırmalı olarak özetlemektedir.
Cilt (deri) kanserinin temelinde, cilt hücrelerinin DNA'sında meydana gelen ve onarılamayan hasar yatar. Bu hasarın en yaygın kaynağı, güneş ışığındaki ultraviyole (UV-A ve UV-B) ışınlarıdır. UV ışınları cilde nüfuz ederek hücrelerin genetik materyaline zarar verir; zamanla biriken bu hasar, hücrelerin normal büyüme ve ölüm döngüsünü bozarak kontrolsüz çoğalmaya yol açar. Solaryum cihazları da yapay UV kaynağı olarak aynı mekanizmayla risk oluşturur ve özellikle genç yaşta kullanıldığında bu risk daha da belirginleşir.
UV maruziyeti dışında bazı ek faktörler de cilt (deri) kanserinin gelişiminde rol oynayabilir. Bağışıklık sistemini baskılayan tedaviler, uzun süreli radyasyona maruz kalma, arsenik gibi bazı kimyasallarla temas ve kronik olarak iyileşmeyen cilt yaraları, hücrelerin kanserleşme riskini artırabilen diğer unsurlar arasında yer alır. Genetik yatkınlık da bu tabloya eklendiğinde, bazı bireylerin aynı düzeyde güneş maruziyetine rağmen daha yüksek risk taşıdığı görülür.
Herkes cilt (deri) kanserine yakalanabilir, ancak bazı özellikler ve alışkanlıklar bu riski belirgin şekilde artırır. Açık tenli olmak, kolay çillenmek, sarı veya kızıl saçlı olmak ve açık renkli gözlere sahip olmak, cildin UV ışınlarına karşı doğal korumasının daha düşük olması nedeniyle riski yükseltir. Çocukluk veya gençlik döneminde geçirilen kabarcıklı güneş yanıkları da yetişkinlikte cilt kanseri gelişme olasılığını artıran önemli bir etkendir.
Risk faktörleri arasında yaşam tarzı ve tıbbi geçmiş de belirleyici rol oynar. Yoğun güneş ışığına maruz kalınan iklimlerde veya yüksek rakımda yaşamak, solaryum kullanmak, çok sayıda veya düzensiz görünümlü bene sahip olmak, ailede cilt (deri) kanseri öyküsü bulunması, bağışıklık sisteminin organ nakli sonrası ilaçlar veya HIV/AIDS gibi nedenlerle zayıflamış olması ve daha önce cilt kanseri geçirmiş olmak, takip edilmesi gereken başlıca risk gruplarını oluşturur. Bu faktörlerden birden fazlasını taşıyan kişilerin, düzenli aralıklarla dermatoloji (cildiye) muayenesinden geçmesi önerilir.
Ayrıca aktinik keratoz olarak bilinen, güneş hasarına bağlı gelişen ve kahverengiden pembeye değişen renkte pürüzlü, pullu yamalar şeklinde ortaya çıkan kanser öncesi lezyonlara sahip olmak da riski artıran bir başka etkendir.
Bu tür lezyonlar genellikle açık tenli, yaşı ilerlemiş ve yıllar içinde yoğun güneş maruziyeti yaşamış bireylerin yüz, kafa derisi ve el sırtı gibi bölgelerinde görülür; erken müdahale edilmediğinde skuamöz hücreli karsinoma dönüşme potansiyeli taşır.

Cilt (deri) kanserinin belirtileri, ciltte zamanla ortaya çıkan ve kalıcı hale gelen değişikliklerdir. Bunlar arasında yeni oluşan benler, mevcut bir benin boyut, renk veya şeklinde değişiklik, haftalarca iyileşmeyen ya da iyileşip tekrar açılan yaralar, kolayca kanayan veya kabuklanan lezyonlar ve inci gibi parlak ya da pullu görünümlü kabarıklıklar sayılabilir. Bu değişikliklerin çoğu ağrısız seyrettiği için kişiler tarafından uzun süre fark edilmeyebilir; bu da düzenli cilt kontrolünü önemli kılar.
Özellikle melanom şüphesi taşıyan benler değerlendirilirken ABCDE kuralı yol gösterici olarak kullanılır. Aşağıdaki özelliklerden bir veya birkaçının bulunması durumunda cilt (deri) kanseri açısından dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirme yapılması gerekir:
Bu kriterlerden herhangi birinin görülmesi, lezyonun mutlaka cilt (deri) kanseri açısından değerlendirilmesi gerektiğini göstermez; ancak olası risk nedeniyle vakit kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına başvurulması erken tanı açısından büyük önem taşır.
Cilt (deri) kanserinin teşhisi, dermatoloğun hastanın cildini baştan ayağa incelediği fiziksel muayene ile başlar. Bu muayenede yalnızca şikâyete konu olan bölge değil, saçlı deri, kulak arkaları, avuç içleri, ayak tabanları ve parmak araları gibi gözden kaçabilecek alanlar da dahil olmak üzere tüm cilt yüzeyi değerlendirilir. Dermatoskopi adı verilen özel büyüteçli bir cihaz kullanılarak, şüpheli lezyonların cilt altındaki yapısı daha ayrıntılı incelenebilir.
Fiziksel muayene ve dermatoskopik değerlendirme sonrasında şüpheli bulunan lezyonlardan biyopsi alınır; bu, cilt (deri) kanseri tanısının kesinleştirildiği en önemli adımdır. Biyopsi yöntemi lezyonun büyüklüğüne ve konumuna göre tıraş (shave), punch veya eksizyonel biyopsi olarak seçilebilir. Alınan doku örneği patoloji laboratuvarında mikroskop altında incelenerek kanserin türü, varsa yayılma derinliği ve sınır durumu belirlenir. Melanom şüphesi olan vakalarda tümörün kalınlığı (Breslow derinliği) gibi parametreler, hem evrelemeyi hem de tedavi planını doğrudan etkileyen kritik veriler sunar.
Yayılma şüphesi olan ileri vakalarda ise bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MR) veya PET gibi görüntüleme yöntemleriyle hastalığın vücuttaki yaygınlığı değerlendirilir. Melanom gibi lenfatik yayılma riski taşıyan türlerde, sentinel lenf nodu biyopsisi adı verilen işlemle kanserin ilk sıçrayabileceği lenf nodu ayrıca incelenerek metastazın erken evrede yakalanması hedeflenir.
Cilt (deri) kanseri tedavisinde temel amaç, kanserli dokunun tamamen ortadan kaldırılması, hastalığın yayılımının önlenmesi ve hastanın yaşam kalitesinin korunmasıdır. Tedavi planı; kanserin türü, evresi, tümörün yerleşim yeri, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu dikkate alınarak kişiye özel olarak belirlenir.
Cerrahi eksizyon, cilt (deri) kanseri tedavisinde en sık uygulanan yöntemdir. Bu işlemde tümör, çevresindeki sağlıklı dokunun bir kısmıyla birlikte çıkarılır. Erken evrede teşhis edilen bazal hücreli ve skuamöz hücreli karsinomlarda cerrahi tedaviyle oldukça başarılı sonuçlar elde edilebilir.
Yüz, göz kapağı, burun, kulak ve dudak gibi estetik açıdan önemli bölgelerde gelişen tümörlerde ise Mohs mikrocerrahisi tercih edilebilir. Bu yöntemde kanserli doku katman katman çıkarılarak her katman mikroskop altında incelenir ve mümkün olduğunca sağlıklı doku korunur.
Hastalığın türüne ve evresine göre kriyoterapi, fotodinamik tedavi, radyoterapi, kemoterapi, immünoterapi veya hedefe yönelik tedaviler de uygulanabilir. Tedavi sonrasında ise düzenli dermatoloji kontrolleri büyük önem taşır. Çünkü daha önce cilt (deri) kanseri geçiren kişilerde yeni bir lezyon gelişme veya hastalığın tekrarlama riski artabileceğinden, düzenli takip erken tanı ve başarılı tedavi açısından önemli bir avantaj sağlar.

Cilt (deri) kanseri büyük ölçüde önlenebilir kanser türleri arasında yer alır. Özellikle UV ışınlarına karşı alınacak koruyucu önlemler hastalık riskini anlamlı ölçüde azaltabilir. Korunmak için önerilen temel uygulamalar şunlardır:
Koruyucu alışkanlıkların yaşam boyu sürdürülmesi cilt (deri) kanseri gelişme olasılığını azaltabilir. Bununla birlikte hiçbir koruyucu yöntem yüzde yüz garanti sağlamaz. Bu nedenle ciltte ortaya çıkan yeni lezyonların ihmal edilmemesi gerekir.
Erken teşhis edilen cilt (deri) kanseri vakalarının büyük çoğunluğu başarılı şekilde tedavi edilebildiğinden, düzenli dermatolojik muayene ve kişisel cilt farkındalığı sağlıklı yaşamın önemli bir parçasıdır.
Bu sayfadaki içerikler yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için alanında uzman bir hekime başvurmanız önerilir.
İletişime geçin
Özellikle bazal hücreli ve skuamöz hücreli karsinomlar erken evrede teşhis edildiğinde tedavi başarısı oldukça yüksektir. Melanomda da erken tanı yaşam süresini önemli ölçüde artırır.
Açık tenli kişiler, uzun süre güneşe maruz kalanlar, solaryum kullananlar, çok sayıda beni bulunanlar ve ailesinde cilt kanseri öyküsü olan bireylerde risk daha yüksektir.
Benlerin büyük çoğunluğu iyi huyludur. Ancak şekli, rengi veya boyutu değişen ya da ABCDE kriterlerini taşıyan benler dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.
Cilt (deri) kanseri kişiden kişiye temas, hava veya ortak eşya kullanımıyla bulaşan bir hastalık değildir.
Güneşin zararlı UV ışınlarından korunmak, SPF 30 ve üzeri güneş koruyucu kullanmak, solaryumdan kaçınmak ve düzenli cilt kontrolleri yaptırmak en etkili korunma yöntemleri arasındadır.
Dermatolojik muayene ve dermatoskopik değerlendirme sonrasında şüpheli lezyondan biyopsi alınır. Kesin tanı patolojik inceleme ile konulur.
Daha önce cilt (deri) kanseri geçiren kişilerde yeni bir deri kanseri gelişme veya hastalığın nüks etme riski artabilir. Bu nedenle düzenli dermatoloji kontrolleri ihmal edilmemelidir.
Web sitemizde kullanıcı deneyimini geliştirmek için, çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için Çerez Politikamızı inceleyebilirsiniz.