Prostat Büyümesi

PROSTAT
Prostat Nedir?
Prostat, erkekte yardımcı üreme organı olarak görev yapan bir salgı bezidir. Büyüklüğü yaklaşık bir kestane boyutundadır. Kalın barsağın son kısmının önünde ve mesanenin (İdrar kesesi) hemen altında yer alır. Prostat, üretra denilen ve idrarı mesaneden penis ucuna kadar taşıyan kanalın başlangıcındaki yaklaşık 3 santimetrelik bölümü çepeçevre sarar. Prostat bezi, orgazm sırasında sperm ile karışan, spermin taşınmasını kolaylaştıran bir sıvı salgılar.

Prostatit – Prostat iltihabı

Prostat iltihabı 4 şekilde görülebilir :

1. Akut bakteriyel enfeksiyon

2. Kronik bakteriyel enfeksiyon

3. Kronik Pelvik Ağrı Sendromu : İki alt grubu mevcuttur.

a. Prostattan elde edilen sıvıda yapılan incelemede mikrop olmaksızın yalnızca iltihap hücrelerinin olduğu tip

b. Prostattan elde edilen sıvıdan yapılan incelemede mikrop ve iltihap hücresi olmadan yalnızca pelvik bölgede kronik ağrı ile karakterize tip

4. Herhangi bir şikayet olmaksızın prostat sıvısında, menide ya da prostat biyopsisinde yapılan incelemede iltihap hücreleri (lökositler), ya da mikrop saptanması

Akut ve kronik enfeksiyonlara bakteriler neden olur. Bu nedenle de antibiyotiklerle tedavi edilmeleri gerekir. Bu bakteriler prostata enfekte idrar ile veya kalın barsaktan gelebilir. Prostat iltihabı bulaşıcı bir hastalık değildir yani partnere geçmez.

Bakteriyel kökenli olmayan prostat iltihabında ise etken, adından da anlaşılacağı üzere bakteriler değildir. Ancak vücudun iltihaplı hastalıklarda salgıladığı savunma hücrelerine idrarda, menide ve prostat salgılarında rastlanır. Hastalığın sebebi tam olarak bilinmez. Antibiyotikler uzun süreli olarak verilebilir ama etkinlikleri sınırlıdır.

4. grupta anlatılan tipte prostatitin ise klinik önemi şu an için tartışmalıdır. Burada saptanan bulgular, hastada başka bir patolojiye (PSA yükselmesi, kısırlık) neden oluyor ya da hastanın başka bir nedenle endoskopik müdahaleye ihtiyacı varsa tedavi uygulanır.

Prostat enfeksiyonu olasılığını arttıran risk faktörleri nelerdir?

1. Kişiye tıbbi nedenle sonda takılması

2. İdrar yolunun anormal bir yapıya sahip olması

3. Yakın zamanda idrar yolu iltihabı geçirmek

4. Anal yolla cinsel temas

5. Kabızlık

Prostatitte kişilerin ne gibi yakınmaları olur?

Şikayetler prostatitin tipine göre değişiklik gösterse de genelde görülen şikayetler ateş- titreme (Akut Prostatitte), sık idrara gitme, idrar yaparken yanma ve zorluk, geceleri sık idrara gitme, akıntı, kasıklarda ve anal bölgeye doğru yayılan ağrı, orgazm sonrası ağrı. Ayrıca prostatite bağlı yoğun yakınmaları olan hastalarda belli dönemlerde, örneğin peniste sertleşme bozuklukları görülebildiği ve prostatit tedavisi sonrası bu yakınmaların düzeldiği bilinmektedir.

Prostatit teşhisi nasıl konulur?

Hastalığın tanısında ilk basamak detaylı bir öykünün alınmasıdır. Yakınmaların değerlendirilmesi ile çoğu kez tanıyı koymak mümkün olabilir. Prostatın rektal (makat) yoldan parmakla muayene edilmesi ile çok değerli bilgiler elde etmek mümkündür. Bu muayene geçici bir süre rahatsızlık hissi verebilmekle birlikte, son derece basit ve zararsız bir yöntemdir.

Genellikle bu aşamada prostatit tanısını koymak mümkün olabilir. Bazı özel durumlarda rektal yolla prostat masajı yapmak ve idrar yolundan gelen sıvının tetkiki gerekebilir. Ayrıca bu masaj öncesi ve sonrasında ayrı ayrı idrar örnekleri alınarak da tetkik yapılması söz konusu olabilir.

Prostatit cinsel temas ile geçer mi?

Hayır. Prostatit cinsel temas ile bulaşan bir hastalık değildir. Ancak hastalığın akut tipinde idrar yolu (Üretra) enfeksiyonu da (Üretrit) prostatite eşlik ediyorsa, bu durumda partnere bulaşma söz konusu olabilir. Bu durumda doktor hastayı uyaracaktır.

Prostatit nasıl tedavi edilir?

Prostatit tedavisinde son dönemlerde yapılan çalışmalar sonucunda ortaya konulan 4 temel tedavi prensibinin uygulanması önerilir:

1. İltihabın tedavisi

2. İdrar zorluğunun giderilmesi

3. Spazmın giderilmesi

4. Stresin giderilmesi

1. Antibiyotik tedavisi

İltihaba bağlı prostatitlerde uzun süreli antibiyotik tedavisi uygulanır. Hasta kısa süreli antibiyotik tedavisinden ilk zamanlarda fayda görür ancak yakınmaları antibiyotiğin kesilmesi ile yeniden başlar. Bu nedenle akut ya da kronik mikrobik prostatitte antibiyotik tedavisinin 4-6 hafta devam ettirilmesi önem taşır.

2. Alfa reseptör blokörleri

Prostatın yol açtığı tıkanıklıkta prostat bezi yapısında yoğun olarak bulunan düz kas hücrelerinin de rol oynadığı bilinmektedir. Bu ilaçların etkisi bu düz kas hücreleri üzerinedir. Etkilerinin kısa sürede ortaya çıkması ve kullanıldığı süre içerisinde faydalı olduklarından antibiyotik tedavisinin yanında gerekli görülen hallerde kullanılabilir. Genellikle 3-6 ay sure ile kullanılması önerilir. Günümüzde en çok kullanılan 4 farklı grup ilaç bulunur. Etkinlikleri farklı değildir. Bu ilaçların yan etkileri (Baş dönmesi, meni miktarında azalma, halsizlik vb ) farklıdır. Hastaya en uygun tedaviye bu yan etkiler göz önünde bulundurularak karar verilir.

3. Spazmın giderilmesi

Özellikle kronik prostatitli hastalarda hastaların genital bölgeye uygulanan sıcaktan fayda gördükleri bilinmektedir. Genital sıcak uygulaması amacı ile sıcak oturma banyosu ya da sıcak termofor uygulamaları, muhtemelen pelvik bölge kaslarında da gevşeme yaratarak etkili olmaktadır. Bu uygulamaya rağmen yakınmaları düzelmeyen hastalarda uygulanabilecek diğer bir alternatif yöntem Manyetik Pelvik Taban Stimülasyonu (ExMI) Tedavisidir. Bu tedavi daha çok idrar kaçırma yakınması olan hastaların tedavisinde kullanılıyor olsa da özellikle kronik prostati olan, antibiyotik tedavisi ve alfa reseptör blokeri kullanmasına rağmen tedaviden fayda görmeyen hastalarda spazmı etkili bir şekilde ortadan kaldıran çok etkili bir tedavi yöntemidir.

4. Stresin giderilmesi

Mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte, özellikle kronik prostatitin kişinin hayatında yaşadığı stresli olaylar karşısında alevlendiği gözlemlenmektedir. Bu nedenle hastanın psikolojik desteğe de ihtiyacı olur. Özellikle Kronik Pelvik Ağrı Sendromunda tedavi bazen mümkün olmaz, bu durumda yaşam kalitesinin arttırılmaya çalışılması ve şikayetlere yönelik tedaviler uygulanır. Bu hastalarda hastaya özellikle yakınmaların artmasına neden olabilecek faktörlerden korunma ile ilgili bilgi verilir.

Benign Prostat Hiperplazisi (BPH)

Prostat bezinde oluşan iyi huylu büyümeyi tarif eder. Prostatın büyümesini sağlayan en önemli iki factor: yaş ve erkeklik hormonudur. Her erkekte yaşlanmakla ve hormonların etkisi ile prostat bezinde bu iyi huylu büyüme olur. Öyleki bu büyümenin otopsi çalışmalarında 50’li yaşlarda %50 iken, 90’lı yaşlarda neredeyse %100’e varmakta olduğu gösterilmiştir. Çeşitli epidemiyolojik çalışmalarda da 60 yaş üstü erkeklerde %65 oranında üriner yakınmalar görülür. 80 yaşına kadar her üç erkekten birisinde, BPH için cerrahi tedavinin uygulandığı bildirilir. Gerçekten de prostat ameliyatı tüm dünyada katarakt operasyonundan sonra yapılan en sık ikinci ameliyattır.

BPH’da hastaların ne gibi şikayetleri olur?
• Gece idrara kalkma
• İnce ve kesik kesik idrar yapma
• Ikınarak idrar yapma
• İdrarda çatallanma
• İdrara başlamada zorlanma
• İdrarda kanama
• İdrar yaptıktan sonra mesanede idrar kalması hissi
• İdrar kaçırma (tuvalete yetişememe veya sürekli damlama tarzında) ya da hiç idrar yapamama
BPH teşhisi nasıl konur?

Bu durumda öncelikle şikayetlerinizin şiddeti anlamaya çalışılacak, bu şikayetlerin başta prostat büyümesinin yol açtığı bir tıkanıklığa bağlı olup olmadığını saptanacaktır. En önemli hususlardan birisi de ileride önemi ve nasıl yapılacağı ayrıntılı olarak anlatılmış olan, aynı yaş grubunda görülen ve tamamen farklı bir hastalık olan prostat kanserinin tarama testleri yapılacaktır.

Şikayetlerinizin şiddetini derecelendirmek için hekim tarafından uluslararası kabul gören bir anket doldurulur. Fizik muayene ve makattan yapılan prostat muayenesi sonrası gerekli gördüğü durumlarda ileri tetkikler yapılarak kesin tanı konur.

BPH tanısında kullanılan tetkikler nelerdir?

Bu tetkikler idrar tahlili, idrar kültürü, idrar akım hızının ölçülmesi ve işeme sonrası mesanede kalan idrar miktarının ölçülmesi, böbrek fonksiyonlarının (serum kreatinin ve üre düzeylerinin) tespiti, ultrasonografi (böbrek-mesane ve prostat) olabilir. Bunlar arasındaki idrar akım hızı ölçümü çok önemli bilgiler verebilir. Gerekli olması durumunda kesin tanıyı koyabilmek için genel olarak ürodinami dediğimiz ve prostata bağlı tıkanıklığı göstermede en doğru yöntem olarak kabul edilen basınç-akım çalışmasını içeren daha ileri bir tetkik yapılabilir.

BPH nasıl tedavi edilir?

Şikayetlerin prostata bağlı tıkanıklık sonucu oluştuğunun saptanması durumunda hastaya çeşitli tedavi alternatifleri sunulacaktır. Bu tedavileri genel olarak medikal (ilaç) ve cerrahi tedaviler olmak üzere gruplandırmak mümkündür.

Medikal tedavilerde ilaçlar iki ana grupta bulunur:

Alfa redüktaz inhibitörleri: Bu ilaçlar prostat bezinde bulunan bir enzim üzerine etki eder ve prostatta ortalama %30 oranında küçülme sağlayabilir. Ancak klinik çalışmalarda etkinliğinin hem geç ortaya çıktığı, hem de başarısının (hastanın şikayetlerinde azalma ve idrar akım hızında artma) istenilen düzeyde olmadığı gösterilmiştir. 50 gramdan büyük prostatlarda kullanımının daha avantajlı olduğu bilinmektedir. Öte yandan düşük oranda da olsa impotans(iktidarsızlık) gibi yan etkileri söz konusu olabilir. Ayrıca ileride açıklanacak olan PSA değerinde de %50 oranında düşme yaptığından bu ilaçları kullanan hastalarda prostat kanseri erken tanısı sırasında dikkatli olunmalıdır.

Alfa reseptör blokörleri:Prostatın yol açtığı tıkanıklıkta prostat bezi yapısında yoğun olarak bulunan düz kas hücrelerinin de rol oynadığı bilinir. Bu ilaçların etkisi bu düz kas hücreleri üzerine olur. Etkilerinin kısa sürede ortaya çıkması, küçük prostatlarda daha başarılı olması önemli noktalardır. Ancak klinik başarıları yüksek değildir ve kullanıldıkları süre içerisinde faydalı olur. Günümüzde en çok kullanılan 4 farklı grup ilaç bulunur. Bu ilaçların etkinlikleri değil ama yan etkileri (Baş dönmesi, meni miktarında azalma, halsizlik vb ) farklıdır. Hastaya en uygun tedaviye bu yan etkiler göz önünde bulundurularak karar verilmelidir. Herhangi bir yan etki görülmeyen hastalarda bu ilaçlar yıllarca, güvenle kullanılabilir. Sadece katarakt ameliyatı geçirecek hastaların bu gruptaki ilaçları ameliyat öncesi kesmeleri gerekir. Bu nedenle hastaların böyle bir ilacı kullandığını göz doktoruna bildirmesi gerekir.

BPH’da cerrahi tedavi

Cerrahi tedaviler bilinen en etkin tedavi yöntemleri olarak yerlerini korumaktadır. Henüz hiç bir medikal tedavi ile cerrahiye eş değer sonuçlar elde edilebilmiş değildir.

1- TUR-Prostatektomi

Özellikle hem yüksek klinik başarısı, hem de yaygın olarak yapılabilmesi, kapalı bir yöntem olması ve tecrübeli ellerde çok düşük komplikasyon oranlarına sahip olması nedenleriyle idrar borusu içerisinden özel aletlerle prostatta tıkanıklığa yol açan kesimlerin çok küçük parçalar halinde çıkartılması olarak tarif edebileceğimiz transüretral prostat rezeksiyonu (TUR-P) (Kapalı prostat ameliyatı) “altın standart” tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir (Şekil 4). Bugün tecrübeli ellerde TUR-P ile hastaların çoğunluğu ameliyat edilebilmekte ve açık prostat ameliyatı çok büyük prostatlarda olmak kaydıyla nadir olarak gerekli olmaktadır.

TUR-Prostatektominin avantajları:

Uzun dönemde en etkili tedavi yöntemidir

Patolojik inceleme için doku elde edilir

Ancak TUR-Prostektomi ameliyatından sonra hastaların 2-3 gün hastanede yatması gerekir. Kanama riskinin olması, nadirde olsa cinsel fonksiyon bozukluğuna yol açabilmesi nedenleriyle son zamanlarda başta lazer olmak üzere birçok tedavi alternatifleri ortaya çıktı.

TUR-Prostatektomide görülebilen bazı yan etkileri azaltmak için son dönemlerde Plasmakinetik-TUR-Prostatektomi yöntemi uygulanmaya başlandı. Bu yöntemin en önemli avantajı ameliyat esnasında kullanılan yıkama sıvısı vücut için toksik olmadığından uzun sureli ameliyatlarda güvenle kullanılabilmesidir. Bu sayede günümüzde açık prostat ameliyatı olma gerekliliği önemli ölçüde azaldı. Prostatı 150 gramın altında olan hastalarda güvenle uygulanabilir. Etkinliği TUR-Prostatektomi ile aynıdır ve bu yöntemin ereksiyonla ilgili yan etkisi yoktur.

2) Lazerle prostat ameliyatı

Günümüzde operasyonlar Greenlight ve Holmium Lazer yöntemler ile gerçekleştiriliyor.

Greenlight Lazer Yöntemi

Lazer ışınlarının endoskopik yoldan prostata iletilmesiyle, büyümüş olan prostat dokusunun buharlaşmasını sağlayan bir tedavi yöntemidir. Bu lazer dalgasını bu kadar özel yapan ise kanda absorbe olmasıdır. Hücre düzeyinde hızlı emiliminden dolayı, büyümüş olan prostat dokusunu buharlaştırır ve prostatın etrafını saran ince alanı (1-2 mm derinliğinde) kanamayı engelleyerek onarır. Bu hastalarda mesane sondası 24 saat süreyle kalır. Ancak bu yöntemde prostat kanseri araştırmasında önemli olan patolojik inceleme için doku elde edilmez. Ayrıca operasyon süresi kapalı prostat ameliyatına göre çok uzundur. 50 gramdan büyük prostatlarda kullanılması anestezi süresinin uzaması nedeni ile önerilmez.

Greenlight operasyonunun sağladığı avantajlar:

· Kapalı prostat ameliyatında Aspirin gibi kan sulandırıcıları kullanan hastaların ameliyattan önce bu ilaçları kesmeleri gerekir. Greenlight lazer cihazı ile prostatın buharlaştırılması işleminde bu tip ilaçların kesilmesine gerek yoktur.
• Ameliyat sonrası hastanede yatış ve sondalı kalış süresinin çok kısadır (1 gece).
• Ereksiyon sorununa yol açmaz. Greenlight lazer cihazı ile prostat buharlaştırılması işleminde sertleşme ile ilgili sinire zarar verilmez.
Holmium Lazer Yöntemi

Büyümüş olan prostat dokusu, aynen TUR-Prostatektomi’de olduğu gibi dış idrar kanalından özel aletlerle ulaşılarak ve Holmium Lazer adı verilen bir lazer enerjisi ile küçük parçalara ayrılarak vücut dışına alınır.

Holmium Lazer operasyonunun avantajları:

Kanama riski olmaması,
Erkeklik gücü kaybı ve idrar kaçırma gibi istenmeyen yan etkilerden uzak olması,
Ameliyat sonrası hastanede yatış ve sondalı kalış süresinin çok kısa (1 gece) olması,
Ameliyat sonrası aktif hayata dönüş süresinin çok kısa (2-3 gün) olmasıdır.
Patolojik inceleme için doku elde edilmesidir.

Ancak henüz hiçbir yöntem (lazer ameliyatları dahil) TUR-prostatektomi üzerinde başarı sağlayamamıştır. Sonuç olarak cerrahi tedavi bilinen en başarılı tedavi yöntemi olarak yerini korumaktadır. Amaç hastalığın komplikasyonları gelişmeden tedaviye başlanmasıdır. BPH tedavi edilmediği zaman tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, idrar yapamama, idrarda kanama ve en önemlisi de böbrek yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Bu durumlarda medikal (ilaç) tedavi başarısı yeterli olmaz, cerrahi tedavi tek seçenek olarak kalır.

Ancak bu aşamadan sonra geri dönüş tam olmayabilir. Öte yandan mevcut şikayetlerin çok uzun zaman süreci içerisinde yavaş yavaş geliştiği ve hastalar tarafından yaşlılığın doğal bir seyri olarak kanıksanabileceği unutulmamalıdır. Dolayısıyla komplikasyonlar gelişmeden tedavi sağlayabilmek amacıyla söz edilen yakınmaları olanların veya belirli bir yaş üzerinde (40-50 yaş) olan her erkeğin zaten prostat kanseri taraması da önerildiğinden bir üroloji uzmanına başvurması uygun olarak düşünülebilir.

Önemli olan noktalar arasında görülen bu ameliyatlarda sadece büyüyen dokuların alındığıdır. Örneğin hastanın prostat kanseri riskinin değişmediği ve prostat kanseri taraması için yıllık takibinin devam etmesinin önerildiği unutulmamalıdır.

PROSTAT KANSERİ

BPH ile tek benzerliğinin aynı yaş grubunda olduğu kabul edilen fakat tamamen farklı bir hastalıktır. Prostatta malign (kötü karakterde) büyümeyi tanımlamaktadır. Kanser hücrelerinin en önemli özelliği vücutta başka organlara yayılıp orada da çoğalabilme yeteneklerine sahip olmalarıdır. Dolayısıyla bir çok kanserde asıl amaç hastalık organa sınırlı iken tanı koymak ve böylece kesin tedavi imkanı sağlamaktır. Prostat kanseri için de aynı durum söz konusudur. Öncelikle artık prostat kanseri erkeklerde en sık görülen kanser haline gelmiştir. Kanser ölümlerinde de ikinci sırada yer alır. Nitekim ABD’de yılda 360.000’den fazla prostat kanseri tanısı konmakta ve 44.000’den fazla ölüm meydana gelmektedir. Günümüzde kesin tedavi imkanı sadece hastalık organa sınırlı iken sağlanabilmektedir.

Hastalığa ait özel bir şikayet yoktur. Genelde aynı yaş grubunda olması sebebiyle BPH’da görülen yakınmalar söz konusu olabilir. Bunun yanı sıra ileri evre hastalarda kemik ağrısı gibi yakınmalar ilk başvuru sebebi olabilir. Ancak amaç hastalığın hiç bir belirti yokken prostat kanseri için tarama yapılmasıdır. AUA (Amerikan Üroloji Birliği) 50 yaş üzeri her erkekte yılda bir, ailesinde prostat kanseri olan kişilerde ise 40 yaştan itibaren prostat kanseri taraması yapılmasını önerir.

Prostat kanseri tanısı nasıl konulur?

Prostat kanseri taramasında bugün için 3 metod kullanılmaktadır:

1.Parmakla rektal yoldan prostat muayenesi

2.Rektal yolla prostat ultrasonografisi (TRUS)

3.Prostat spesifik antijen (PSA)

Parmakla rektal yoldan prostat muayenesi ile hekim sadece prostatın büyüklüğü konusunda fikir sahibi olmaz, aynı zamanda özellikle sert bir alan hissedilmesi prostat kanseri şüphesini uyandırır. Tüm dünyada sadece rektal muayene bulgusu şüpheli olanalarda bile prostat biyosisi gerekli görülür.

Rektal yolla prostat ultrasonografisi (TRUS) ile prostatın anatomik özellikleri ayrıntılı olarak ortaya konabilir ve prostat büyüklüğü saptanabilir. TRUS’un en önemli kullanımı prostat biyopsisi sırasında olmaktadır. Öte yandan TRUS’da saptanan soğuk sahalardan ek biyopsi alınması da önerilir.

Prostat spesifik antijen (PSA) ise prostat kanseri taramasında en önemli parametridir. PSA, prostat hücrelerinden salgılanan ve meninin akışkanlığını sağlayan bir maddedir. Belirli bir oranda seruma da karışmaktadır. Hastadan alınan serum örneğinde yüksek bulunması biyopsi ihtiyacını doğurur. Öte yandan BPH, prostatitler ve üretral (idrar borusu) girişimler de PSA’da yüksekliğe yol açabilir. Son yıllarda PSA’nın bir alt grubu olan serbest PSA’nın da ölçülmesi tavsiye edilir. Serbest PSA’nın total PSA’ya oranı ne kadar düşükse o oranda kanser olasılığının arttığı bilinmektedir. Özellikle ailesinde prostat kanseri olan hastalarda takip edilmesi gereken yıllık Total PSA artışıdır. Artış hızı önemli olduğundan Total PSA testinin her yıl aynı laboratuarda yapılması önemlidir. Yıllık PSA artış hızı 0.5ng/ml olan kişilerin doktora başvurması gerekir.

Bu aşamadan sonra PSA ve/veya parmakla rektal muayene bulgusu anormal olanlarda TRUS eşliğinde prostat biyopsisi gerekir. Bu biyopsi işlemi hastaneye yatırılmadan kolayca yapılabilir. Biyopsi sonucu kanser saptanmayan hastaların takibi önerilirken, biyopsi sonucu prostat kanseri tespit edilenlerde hastalığın evresini değerlendirmek için ileri tetkikler gerekir. Bunlar hekimin gerekli görmesi halinde akciğer grafisi, kemik sintigrafisi, batın tomografisi gibi hastalığın yayılıp yayılmadığını araştıran görüntüleme metodlarıdır.

Bu aşamadan sonra hastaya evresine göre uygun tedavi alternatifleri sunulur.

Genç hastalarda lokal (yayılmamış) hastalıkta artık tüm dünyada cerrahi tedavi ilk seçenek olarak sunulur. Radikal prostatektomi adı verilen bu ameliyatla hastaya kesin tedavi şansı verilmektedir. Bu ameliyat BPH’daki ameliyatlardan tamamen farklı olup, prostatın tümünün meni keseleriyle birlikte çıkartılması ve idrar yolunun yeniden oluşturulması işlemidir. Tecrübeli merkezlerde son derece düşük komplikasyon oranlarına sahiptir. Bu operasyon son zamanlarda laparaskopik yada robot yardımı ile de yapılmaktadır. Bu yöntemlerin en önemli avantajı kanama riski, idrar kaçırma riski ve ereksiyon ile ilgili yan etkilerin açık operasyona gore daha az olmasıdır. Dezavantajı ise kanserli hücrelerin vücutta kalma ihtimali ve maliyetleri açık cerrahiye göre fazla olmasıdır.

Lokal hastalıkta diğer bir tedavi alternatifi de özellikle yaşlı, çeşitli ciddi dahili hastalıkları olan ya da lokal olarak çevre dokulara yayılmış hastalarda ön planda düşünülen radyoterapidir (şua tedavisi). Bunun da yan etkiler açısından teknik donanıma sahip deneyimli merkezlerde yapılması gereklidir.

Son zamanlarda yine lokal hastalıkta, prostat içine çeşitli radyoaktif elemanlar konularak uygulanan ve brakiterapi adı verilen bir tedavi seçeneği gündeme gelmiştir. Prostatı 50 gramın altındaki hastalarda kullanılan bir yöntemdir. Bu yöntemde ameliyathane şartlarında anestezi altında yaklaşık 80-100 adet radyoaktif çekirdek prostatta belirli bölgelere yerleştirilir. Ancak bu yöntemin uzun dönem etkinliği henüz bilinmemektedir.

Cryoterapi adı verilen prostat dokusunun dondurulması esasına dayanan diğer alternatif bir yöntem son yıllarda kullanılmaya başlanmıştır. Yan etkileri, maliyeti ve uzun dönemde etkinliği bilinmediğinden açık operasyonda tercih edilmez.

İleri evre (yayılmış) hastalıkta ise tedavi hormonaldir. Prostat hücreleri testosteron hormonuna (erkeklik hormonu) hassastır. Bu hormon, ilaçlarla (depo iğneler) ya da lokal anestezi altında basit bir cerrahi ile testislerin iç kısmı alınarak ortadan kaldırıldığında hastalıkta gerileme olur. Bu tedaviye rağmen hastalık ilerler ve hormon bağımsız hale gelirse çeşitli kemoterapatik ajanların kullanımı söz konusu olur.

Op.Dr.M.Fatih Göçer
Üroloji Uzmanı
Aritmi Osmangazi Hastanesi

ONLİNE RANDEVU AL

Online Randevu alabilirsiniz
WordPress Video Lightbox